FOTOĞRAF USTALARI

Necati Ufuk BAŞKIR

Öncelikle sizi biraz tanıyalım. Necati Ufuk Başkır kimdir? Biraz kendinizden bahseder misiniz?
1999 yılında MSO GSF ASD’ den mezun olduğumda profesyonel fotoğrafçılıkta 10 yılımı çoktan doldurmuştum. 1990’da PLANART *ı kurduğumda, Stüdyo ve Mimari (Iç-Dış mekân) alanında odaklanıp ileri düzeyde teknik donanım sahibiydim ve 1996 yılından beri PTFD(Profesyonel Tanıtım Fotoğrafçıları Derneği) üyesi oldum. Bir süre Kocaeli Üniversitesi GSF Fotoğraf ve Grafik bölümü öğrencilerine “Fotoğraf Tasarımı, Tanıtım ve Reklam Fotoğrafı" dersleri verdim. Profesyonel tanıtım fotoğrafçısı olarak iç mekân ve ürün fotoğrafçılığı I yapmaktayım.

Fotoğrafçı olmaya nasıl ve ne zaman karar verdiniz?
Bugüne kadarki meslek serüvenim bana kaderin insanlara kişilik özellikleri ve yetenekleriyle ilintili kurgusal sürprizler yaptığını düşündürmüştür. Çocukluğumda yakın çevrem yaratıcılığımı ve görsellikte takıntılı olmamı o kadar vurguladı ki, sürekli bir şeyler tasarlamam ve üretmem bir şekilde güzel sanatlarla ilgili tercihle yapmama yöneltti. Nihayet sınavda 6 tercih yaptım ancak bugün anlamlandırabildiğim bir tesadüf sonucu fotoğrafçılık bölümüne 2. olarak girdim.

Yaptığım işi “hizmet” olarak algılarım. Hizmet vizyon gerektirir. Bu bir "Hazır ürün" değil Ortada hazır ürün olmadığından hangi kar oranı üzerinden pazarlık edesiniz? Mühendislerin bile yeterince dikkate alınmadığı bir ülkede herkesin (makineyle) yapabileceği düşünülürken "ben profesyonel fotoğrafçıyım" demek insanlara ne ifade ediyor acaba?

Heykel bölümüne girme hayalleri kurup kazanmışsınız. Fikrinizi ne değiştirmişti?
İlk senem heykel bölümüne geçme hayaliyle geçti ve ikinci sene başında heykel bölümünü de kazandım. Günün birinde bir fotoğrafçı üstadın stüdyosunda 13*18 kamerasının buzlu camından baktığımda artık ne yapmam ya da ne olmam gerektiğini gördüm. 2 boyutlu görsel sanatların tümü 2 boyut içerisinde 5. boyut illüzyonuyla uğraşır.
Mağara resminden bugüne heykel ve mimarlık dışındaki sanat dallarının temel kurgusu bu illüzyon üzerine kuruludur. Heykel ve mimarlık zaten 3 boyutlu olduklarından bu illüzyona ihtiyaç duymazlar. Sanırım kendisi illüzyon olan bir şeyler yaratmaktansa illüzyon yaratmakla uğraşmak bana daha çekici geldi.

Mesleğinizde unutamadığınız bir anınız var mı?
Bir ilaç firmasının tanıtım çekiminde "konu mekânlardan biri hammaddelerin üretildiği özel bir mekândı ve özel olarak bizim için çekim öncesi buradaki üretim durduruldu. Çalışmamızı bitirdikten sonra mekan sterilize edilip çalışmasına devam etti. Toplamda 7-8 kare 4"x5" film ve 8-10 roll film kullanmıştık. Filmin işlenmesi sırasında bu mekânın yer aldığı roll (banyo hatası sonucu) bir şekilde hasar gördü ancak laboratuar durumu açıklayamadı. Zira aynı anda banyoya giren diğer filmlerde hiç bir hasar yoktu. 0 mekândaki çekimleri tekrar yapabileceğimizi söyledik. Ancak kabul etmediler. saldan etkilenmiş olabileceği teorisinin gerçekliği yoktur) Hayatımda bazen açıklaması çok güç olan olaylar vardır, bu da onlardan biridir.
Aynı Armanın başka bir bölgede yeni açılan fabrikasını da fotoğrafladım. Burada da üretim güvenlik amacıyla durdurulmuştu. Firma gene bizim için üretimi durdurup ‘hiç değilse buradaki bölümü çekelim* dedi. Tüm dikkat ve titizliğimizle gene çalıştık; gene benzer sayılarda film tüketildi. Ne biz ne laboratuar ne firmanın anlam veremediği biçimde o kareleri içeren film tekrar aynı şekilde hasar gördü. (İlk akla gelen filmlerin bu özel alandaki herhangi bir kimyasaldan etkilenmiş olabileceği teorisinin hiçbir gerçekliği yoktur)  Hayatımda bazen açıklaması çok güç olan olaylar vardır, bu da onlardan biridir.

Büyük ölçekte yatırım, yüksek kalitede ürün yapacaksınız sonra bunların tanıtımı için ucuz yollar arayacaksınız. Hep merak etmişimdir “bu her şeyin fiyatını bilen insanlar onların değerini de bilirler mi" diye. Üretim gibi tüketim de bir bilinç ve kültür sorunudur.

Reklâm fotoğrafçılığını diğer türlerden ayıran temel özellikler nelerdir?
Ben fotoğrafın 3 türü olduğunu söylerim. Bunlar. Avcı. Toplayıcı ve Tasarımcı, fotoğrafçının ürettiği fotoğraflar. Reklam fotoğrafı bu 3 türün de bilgisini gerektirir ve ancak tasarımcı bir fotoğrafçı tarafından yaratılabilir. Bugünün teknolojisinde fotoğraf çekememek için çok nadir bir yeteneğe sahip olmanız lazım. Ama fotoğraf çekmek ve fotoğrafçı olmak farklıdır.
Reklamda temel unsur görselliktir. Fotoğrafın gerçeği yansıttığı "ön kabul’ünden hareketle bir çalışmanın görsellik başarısı an- cak fotoğrafın başarısı kadar algılanır. İşte bu yüzden fotoğrafın başarısı konudan daha önemlidir. Profesyoneli amatörden ayıran nokta burada ortaya çıkar. Makine işin % 95’ni yapar ve sizin fotoğrafa katabileceğiniz (tüm bilginiz, tecrübeniz ve vizyonunuzla) sadece %4 tür; ama %5 katabilirseniz o fotoğraf bir sanat eseri olur. Verdiğim oranlar sizi yanıltmasın, mesele o farkı anlayabilmektir. Kamera önünde fotoğraf varsa ya da oluşturduysanız onu herkes çekebilir.

H. Yiğit Yazıcının Hayallere Ayna Olmak isimli kitabında sizin de katkınız var. Fotoğrafçılık üzerine bir kitap yazmayı hiç düşündünüz mü?
Birçok sanatçıya yaptıktan eserler karşılığında çekim yaptım. Bazı sanatçıların eserlerini almaya kıyamadım *benim olsun ama sende dursun’ dedim sonra da unutulup gitti, işin doğrusu böyle bir alışveriş en güzel olanı… Para, her zaman her şeyin gerçek karşılığı olmadığı gibi bazen son derecede sevimsiz bir şey. Türkiye’de (ticaret yapanları kastetmiyorum) birçok sanatçı ekonomik olarak zorlanmakta. Onların, emeklerine saygı duyan ve değer veren kişilerce bir şekilde desteklemesi lazım. Yaklaşık 10 yıldır kapsamlı bir kitap üzerinde çalışıyorum. Bu kitap sadece fotoğrafçılar değil tüm görsel sanat alanları için faydalı olabilecek bir çalışma. Ancak bir noktadan sonra benim de desteğe ihtiyacım var. Bu kadar kapsamlı ve ciddi bir çalışma, bir kişinin çabasıyla altından kalkılmıyor.

İşlerini takip ettiğiniz, beğendiniz sanatçılar kimler?
isim hafızam görsel ve işitsel hafızam kadar iyi olmadığından “klasikler” dışında isim saymam. Eser isimden önceliklidir benim için. Eserler beni isme götürür. Bir kültür içinde sıkışıp kalmamış evrensel niteliklere sahip her eser ve sahibinin takipçisiyim. Örneğin, Kazimir Malevich’in 1913 de yaptığı 109×109 beyaz üzeri siyah kare resmi. Güzellik karşısında nefesim kesilir ve paralize olurum. Bu arada evrendeki ‘kara delik* adlı nesne de aynı etkiyi yapıyor.

Hiç kimse “bir kemanım olursa ben müzisyen olabilirim" demiyor ama fotoğraf makinesini eline alan birileri fotoğrafçı olduklarını söyleyebiliyor daha kötüsü başka birileri de bunu kabullenebiliyor. En vahim durum bu “kültür problemi ve piyasa koşullarında’’ çok insanın bile bile onlarla iş yapması hatta kendilerinin bu işe soyunması.

İşini oldukça iyi yapan bir sanatçı olarak gençlere ne tavsiyelerde bulunursunuz?
Her nesil bir öncekini anlamakta zorlanıyor, yaşam koşulları çok hızlı değişiyor. Tüketimin pompalandığı dünya düzeninde, düşünmeden tüketmeye alışmış insanlara söylenecek pek fazla bir şeyde yok. İyi, güzel, değerli olan hiç bir şey çok kolay elde edilir değil. Görünenin arkasında uzun çileli yollar, özverili çalışmalar, sabır gerektiren bir yaşam ve bu yolda ödenen bedellerden fazla, alınamayan karşılıklar var.
Usta çırak ilişkisi benzersiz bir okuldur. Bu işin sadece kuru fotoğraf bilgisiyle olmadığını ve sanatın her dalıyla ilgilenilmesi gerektiğini söylemeliyim. Kendilerini onlara uygun alanlara doğru yönlendirmeliler, aksi halde para kazanmak alanında sıkışıp kalırlar.
Günümüz gençlerine bunlar çok yabancı kavramlar, onlar her şeyi çok çabuk, hızlı ve kolay şekilde İstiyorlar. Daha doğrusu ‘küreselleşen dünya” yalanı yapılan reklâmların (emir gibi) mesajları da yaklaşık 100 sene öncesinin siz deklanşöre basın gerisini biz hallederiz diyerek genç insanlara bedava kamera dağıtan zihniyetin devamı niteliğinde kısa ve öz; "düşünme çek*,‘yapabilirsin* vs vs. üstelik artık kimse bedava bir şey dağıtmadığı gibi teknolojiyi takip etmemenin cezası donanım ya da yazılım sorunlarıyla cezalandırılmak, sahip olduğunuz sistemin demode olması da ayrı bir konu.

Türkiye’de fotoğraf sanatına yeterli derecede ilgi ve önemi verildiğini düşünüyor musunuz?
“ilkel, heykele bakınca önce taşı görür”. Gürültülü yerde ahenkli bir ses duymanız güçtür. Türkiye’nin şu an o kadar ciddi sorunları var ki fotoğraf veya sanat için bu endişeyi duymak çok lüks olur. Şova dayalı yüzeysel yaşama kültürüne sahip bir ülkede bu tür değerler entel dantelin ağzında özlem olmaktan öteye gitmez. Şu an sanatı (her anlamda) değerlendirenler de. konuya ticari anlamda yaklaşan insanlardır, arz talep * tencere kapak meselesi. Konuyu anlamak için de biraz dolu olmak lazım elbette, özetle fotoğrafa sıra gelene kadar bu ülkede sanat (şimdi de gelecekte de) zor.

Çektiğiniz fotoğraflarda vermek istediğiniz mesajlar sizce yerine ulaşıyor mu?
Bir arkeologla, doğa yürüyüşünde size sıradan gelen taş. toprak onun için tarih anlamına gelir. Sizin için sıradan sayılar bir matematikçi için hayatı tanımlayabilir. Bu soruyu çok sevdiğim Özdemir Asaf’ın mısralarıyla ile yanıtlayayım.
Birisi konuşurken bütün iş dinleyendedir.
Birisi dinlerken bütün iş konuşandadır.
Birisi susarken bütün iş susandadır.*